Yazılarım
/
Yaşamaya İzin Vermek: Arrival
Yaşamaya İzin Vermek: Arrival
Görsel: Salvador Dali: The Elephants (1948)
Gündelik hayal kırıklıklarından, uzun vadeli acılara kadar her türlü kayıp insanın canını çok yakar ve aslında insan canlısı çok kırılgandır. Bunların böyle olmadığına dair bin bir türlü savunma geliştirilir ve insan bir anda kendini bambaşka alemlerde yaşarken buluverir. Bu sırada neyin özlendiği ve basitçe kim olunduğu ise unutuluverir.
Freud’un (2023) dediği gibi, bazı şeyleri sanatçılar bilim insanlarından çok daha önce çözmüştür. Sezen Aksu (1980) Büklüm Büklüm şarkısında ‘neyi özlediğini unutmak’ derken bu konuya değinmiş gibidir.
Aslında bu filmin en can alıcı noktası şu olabilir; dünyadaki insanlık tıpkı bir insanın bilinci gibi dışarıdan gelen yeni ve tanıdık olmayan bilgiyi çeşitli şekillerde yok etmeye veya kendine yontmaya çalışmaktadır. Bir tek Louise, olanları ve onları sahiden anlamaya çalışan tek kişidir. Diğerleri ise tıpkı bir insanın savunma mekanizmaları gibi, dışarıdan gelen yeni bilgiyi öldürmek, içeri nüfus etmesini engellemek veya içerideki düzeni değiştirmesine izin vermemek yönünde tutum almaktadırlar. Bu yeni dilin sisteme zarar vereceği düşünülmektedir. Savunma mekanizmaları insanları hem hayatta tutmuş olan hem de maalesef işlevleri geçtikten sonra çok fena ayak bağına dönüşen sistemlerdir.
Pyrrhon'a (Empiricus, 2019) göre, hiçbir şey bilinemez. Montaigne'in (2006) ifadesiyle ise, "İnsanın başında bir bela vardır: Bir şeyler bildiğini sanması." Bana göre ise mesele, insanların gerçek bir bilmeme durumuna kendilerini bırakamamalarıdır. Savunma mekanizmalarımız ve aklımız buna engel olmaktadır. Sürekli bildiklerimizden doğru düşünmeye meylederiz. Bu insanlığın hem en büyük gücü ve sanırım en büyük lanetidir. Stalker (Tarkovsky, 1979) filminde, bununla ilgili çarpıcı bir söylem vardır: ‘Onların inanmasını sağla, onların kendilerine inanmasını sağla, onların çocuklar gibi zayıf kalmasına izin ver. Çünkü zayıflık harika bir şeydir ve güç hiçbir şey değildir. Bir insan yeni doğduğunda zayıf ve esnektir. Öldüğü zaman ise kaskatı ve duygusuzdur. Bir ağaç büyürken körpe ve yumuşaktır. Ama kuru ve sert hale geldiğinde ölüp gider. Sertlik ve güç, ölümün arkadaşlarıdır. Esneklik ve zayıflık varoluşun tazeliğinin ifadeleridir. Kendini sertleştiren hiçbir şey kazanmayı başaramaz.’
Yazının tamamına https://psikeart.com/tum-sayilar/dergiler/psikesinema/sayi-63-onur-unlu-sinemasi/ adresinden ulaşabilirsiniz.






